![]() |
|
|
#1 (permalink) | ||||||||||||||||
|
İSTANBUL - Kürt tiyatrosu iniş ve çıkışlarıyla var olma mücadelesini sürdürüyor. Zaman zaman nicel büyürken, nitel küçülüyor. Bazen de bunun tam tersi oluyor. Fakat son dönemlerde Kürt tiyatrosunun artık her anlamda büyümesi ve kendisini toparlaması bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor.
Bir dönem Teatra Jiyana Nû’da oyunculuk yapan ve daha sonra Seyrî Mesel Tiyatrosu’nda devam eden Kürt tiyatrocu Mîrza Metîn, Berfîn Zenderlioğlu’nun yanı sıra birkaç gençle beraber Teatra Destar adlı gruplarının kuruluşunu “Reşê Şevê” adlı Kürtçe oyunla ilan ettiler. Kürt tiyatrosu nereye gidiyor? Kürt tiyatrocuların bir araya gelmesi, birlik kurmaları mümkün mü? Kürt tiyatrocuları ne tür zorluklar çekiyorlar? Bu soruların cevabını ve yeni kurdukları gruplarının Kürt tiyatrosundaki hedeflerini, oyunları Reşê Şevê’yi ve daha birçok şeyi grubun kurucularından Mîrza Metîn’den dinleyeceğiz. Oyuncu Mîrza Metîn ANF’nin sorularını yanıtladı. * Hangi ideallerle Destar tiyatro grubu kurdunuz? Kürt tiyatrosunda neleri hedefliyorsunuz? - Bunun tek cevabı var; biz tiyatro yapmak istiyoruz. Bunun doğal bir sonucu olarak bu grup oluştu. İşin aslı bizim bir iddiamız yok. Bizim için esas olan benim de uzun yıllardır içinde bulunduğum Türkiye’deki Kürt tiyatrosu deneyiminden, Türkiye ve dünya tiyatrosunun birikimlerinden faydalanarak kendi teatral sınamalarımızı yaşamak ve paylaşmaktır. Bu manada geleneksel olanı ve moderni yapacağımız işlerde tartışmak ve tartışmaya açmak bizim için önemlidir. Sanatı aynı zamanda bir kültür taşıyıcısı olarak düşünürsek eğer, taşıyacağımız kültürü doğru ve iyi ifade edebilmek için önce gelişkin bir sanat bilincine sahip olmamız gerekir. Bu manada yaptığımız işte sadece bir oyun üretmekle kalamayız, o oyunun ayaklarını öyle bir kurmalıyız ki aynı zamanda sağlıklı bir tiyatro kültürü ve bilinci geliştirebilesiniz. Esas olarak şudur; grup olarak bizim için ya da genç Kürt tiyatrocuları için her oyun bir okul olmalıdır. Yoksa gerçekten bir oyun yapmak o kadar kolay ki, bizim oyunculuk atölyelerinde her yaptığımız doğaçlama bir oyun olabilir. Ama bu değil; biz bir oyun sürecinde yeni bir şey öğrendik mi? Kendimizde yeni bir şey keşfettik mi? Kendimizi zorladık mı? Kavga ettik mi kendimizle? Onlarca soru üretip cevaplarını bulduk mu acaba? Bunlar olmazsa popüler dünyanın ve egonun cazibesine kapılıp kanatsız bedenimizi göklere çıkarırız ve düşmemiz an meselesi olur. * Siz birçok Kürt tiyatro grubunda bulundunuz ve uzun zamandır bu disiplinin içindesiniz. Bu var olmaya çalışan Kürt Tiyatrosu’nun neresinde bulunuyorsunuz-bulunmak istiyorsunuz? - Öncelikle kendi teatral sınamalarımızı yaşamak istiyoruz. Yaşadıklarımızdan ve mevcut deneyimlerden yola çıkarak insanların tiyatro ve sanat bilinciyle uğraşmak istiyoruz. Bu insanların içinde, toplumun her katmanından insanlar var. Yaşadığını ve yaptığını anlama üzerine bir fikirdir bu. Benim kendimi anlatabilmem için onun algısını da anlamam gerekir. Buna göre stratejiler geliştirmem gerekir. Bunun yanı sıra verili yaşamdan ve verili bilgiden sıyrılmış, doğru bakış açıları ve bunlara sahip insanlar yetiştirmek istiyoruz. Bu tiyatroya özgün, geleneksel ve modern eserler ve tiyatro metinleri katmak istiyoruz. Açıkçası ve safçası biz tiyatro yapmak istiyoruz ve sahne de olmak istiyoruz. Ötesi var mı? Var. Ötesi, basit yaşam alanları oluşturmak ve kaba bir iktidar ağı kurmaktır. Sanatın dili olmaz derler ya. Aslında zaten sanatın kendisi bir dildir. Bu manada biz de Kürtçe ile “modern bir sahne dili” yaratmayı hedefliyoruz. * Çalışma yönteminiz nasıldır? Genel olarak biraz tiyatro anlayışınızdan söz eder misiniz? - Bizim için yani insan için, yani daha fazla insan olmak için... Öyleyse öncelikle insanlara gerekli değeri vermek gerekir. Bence bir grupta bu çok önemlidir. Her şeyden önce birey olmalıdır insan. Grupta öncelikli olan budur. Herkes okuyacak, herkes düşünecek ve herkes yaratıcı olacak, herkes kendi kararıyla ve iradesiyle bu tiyatroda var olacak. En önemlisi öğrenmeye her zaman açık olacağız. Ön yargıların veya ön yargılarımızın gelişimimize ket vurmasına izin vermeyeceğiz. Kürtler olarak toplumsal bir psikolojimiz var. Bizden olana, yani yanı başımızdakine en az değeri biçiyoruz. Ne de olsa bizdendir diyoruz. Hayır. Bizden olan daha değerli ve daha önemlidir. Bu bakış açısıyla üretmeye çalışacağız. Üretim süreçlerinde ise üreteceğimiz oyun, konu, biçim her ne olursa olsun gerekli atölye çalışmaları olmazsa olmazımızdır. Yani bir oyunu çalışmaya başlamadan önce, o oyuna hizmet edecek teorik ve pratik atölyeler yaparız. Bunun dışında çok farklı zemindeki sanatçıları üretim süreçlerine katmak ve onlarla birlikte üretmek istiyoruz. Ya da biz farklı zeminlerdeki üretim süreçlerine katılmak istiyoruz. Kadro olarak bu süreçte bu işi öğrenecek ve sırtlanacak 4-5 kişi görünüyor ekipte. Ancak kursiyerlerle birlikte şu an mevcut sayımız 11 kişi. Grubun insanları vicdanen bağlayacak bir yapısı yok. İnsanlar isterlerse farklı tercihler yapabilirler, gayet esnek bir yapımız var. İnsanlar kendi bilinçleriyle grupta var olabilirler. Gruptaki herkes fikirlerini bir şeylere dönüştürebilirler. İleriki dönemlerde bunun sonuçlarını almayı da planlıyoruz. * Günümüzde Kürt tiyatrosunu nasıl görüyorsunuz, nasıl olmalı? - Bence şimdilik Kürt tiyatrosu bir hayalet gibi bir görünüp bir kayboluyor. Zaman zaman gruplar ya da insanlar çeşitli çıkışlar yapıyorlar. Ama bu birkaç ay ya da birkaç yıl sürüyor. Oyunlar da öyle oluyor, bir oyun üretiliyor birkaç defa oynanıyor sonra kayboluyor. Hatta oyuncular da öyle oluyor bir iki oyunda rol aldıktan sonra “biz olduk” deyip ya ekranlara koşuyorlar ya da başka hayaller peşinde koşuyorlar. Bir oyun yıllarca oynanmıyor ya da oynanamıyor. Bildiğim ve benim de yedi yıl boyunca içinde yer aldığım, Erdal Ceviz’in yönettiği Teatra Jiyana Nû’daki adıyla “Gurzek Nelêdan”, Seyr-î Mesel Tiyatrosu’ndaki adıyla “Qal û Qir” oyunu var. Oyun 2001 yılından beri oynanmaya devam ediyor. Oyun kadrosu sürekli değişiyor ama oyun hep devam ediyor. Yani bir elin beş parmağını geçmiyor yıllardır oynanan oyun sayısı. İnternette rastlıyoruz bazı yazılara, bir yazar probleminden bahsediliyor. * Sizce Kürt tiyatrosunda yazar sorunu yok mudur? - Elbette var. Tiyatro yazarlarının yetişmesi gerekliliği bir ihtiyaç olabilir ancak bu üretimin önünde engel teşkil edebilecek bir sorun olmamalıdır bence. Kurgu arıyorsanız masallarda hikâyelerde var, hikâye arıyorsanız Kürtlerde bol bol var. Bence bu tiyatro bilinciyle ilgili bir sorun, bir yazar sorunu değil. Yani Kürt kadınlarının yaşadığı onca hikâye varken ve bizim bu hikâyeleri alıp bir tiyatro metnine dönüştürüp hem kendimize, hem Kürt tiyatrosuna bir şey katmak varken önceliği Dario Fo’ya vermemeliyiz ya da Gogol’a, Aiskhylos’a vermemeliyiz diye düşünüyorum. Yani şunu anlatmaya çalışıyorum bizim hikâye, konu sorunumuz olmamalı. * Bu konu biraz tartışmalı durumdur. Kürt tiyatrosu dünyaya gözünü kapatarak gelişmesi söz konusu mudur? Dario Fo’yu, Gogol’u, Şekspir’i, Aiskhylos’u Kürtçe’de denemeden kendi tiyatronuzu nasıl sınayabilirsiniz ki… - Tiyatroya dair nitelik ve bilinç sorunumuz olduğu aşikârdır. Bu sorun sadece tiyatrocuların sorunu değil genel anlamda bizim toplumun yaşadığı bir sorundur aynı zamanda. Yani Kürtlerin yöneticilerinin veya siyasetçilerinin bir sanatçıya herhangi bir sorunlu yaklaşımını sadece o belirlemiyor. Sanatçının bu yaklaşıma karşı düzeyli bir tavır almayışı da bir bilinç sorunudur. Dolayısıyla da globalizm veya postmodernizm’le ya da işte insanlık değerleriyle, aydın olabilme olgusu gibi kavramlarla da sorunlarımız derinlikli olmuyor. Kürt sanatçılar olarak sosyolojik ve psikolojik sorunlarımızı çözmeye yönelik, iyileştirmeye yönelik üretimler yapmalıyız. Bu da dediğim gibi bu toplumun yerel yaşantısını bir estetiğe kavuşturmakla olur herhalde. Yoksa dünya tiyatro mirasını yadsıyacak değilim, oradan besleniyoruz. Şunu söylüyorum kendi özgün ürünlerimizle dünyaya açılalım. Türk tiyatrosunun düştüğü hataya düşmeyelim. * Kürt sanatçıların iletişimsizliği… - Kürt tiyatrocuları, oyuncuları, sinemacıları arasında müthiş bir ego yarışı seziyorum ve bunu tehlikeli görüyorum. Gelişmeye çalışan, büyümeye çalışan bir kültür sanat bilinci, basit popülist bir söyleme yada yaklaşıma kurban ediliyor. Hepimiz kendimize bir tepe bulup oranın paşası olma uğraşındayız sanki. Kürt tiyatro grupları arasında böyle bir şey var mesela. Her grup ya da her oyuncu ya da her yönetmen “benim” diyor. Ve daha şimdiden Kürt tiyatrosu kendisini kendi yarattığı küçük salonlara hapsetmiş durumda. Eylemci bir ruha sahip değil gibime geliyor Kürt tiyatrocuları. Denilecek ki bu kadar çile çekiyoruz yetmez mi? Bence yetmez. Kendimizi salonlara kapatıp resmileşmeyelim, sokaklara inip sivilleşelim. Elbette 90’larda başlayan bu serüven bir sürü deneyim yaşadı, şu an eleştirilen şeyler bir dönem gerçekleşmiş şeylerdi. Bunları da gözardı etmemek gerekir. Çünkü şunu da görüyorum. Yeni bir grup kuruluyor ya da oyun yapılıyor ve sanki 18 yıllık Kürt tiyatrosunun geçmişi yokmuş gibi her şeyi yeniden öğreneceklerini yeniden kuracaklarını söylüyorlar. Ya da bir şeyleri ilk defa oluyormuş gibi gösteriyorlar. Bunlar yaratılmış birikime ciddi bir bıçak darbesidir. Geçmişi silip yerine kendini koymadır. * Kürt tiyatrosunun avangart grubu saydığımız Teatra Jiyana Nû iyi bir örnek olabilir mi? -Teatra Jiyana Nû ciddi bir okuldu. Onlarca tiyatrocu-oyuncu yetiştirdi. Yeni grupların kurulmasına yetişmesine vesile oldu. Tabi şimdilerde bu 18 yıllık geçmişi taşıyacak bir yapı ve süreğenliğe sahip olmadığını düşünüyorum. 2002 Ekim’inde büyük bir kopma yaşandı ve grubun büyük bir kısmı ayrıldı. Dolayısıyla grubun teatral ve sanatsal eğilimleri başka bir yön aldı. Mesela bence Kürt tiyatrosunun önemli yönetmenlerinden ve başlangıcından beri inatçı sürdürücülerinden biri olan Erdal Ceviz’in Teatra Jiyana Nû’da yönettiği oyunlar Jiyana Nû’ya dair yazılan tanıtım yazılarında yeterince hatta bazen hiç yer almıyor. Kemal Orgun’un başka sıkıntılar yaşadığını biliyorum. Hatta yanlış değilsem bir oyunu gösterimden kaldırıldı diye biliyorum. Dolayısıyla az öncede belirttiğim gibi bu iş egoyla yürüyecek bir iş değil. Kürt tiyatrosu sürüler değil bireyler yaratmalıdır diyorum. Bir de yaşanmış bu süreç ve birikim aktarılmak zorundadır. Mesela Erdal Ceviz, Kemal Orgun, Murat Batgi, Kemal Ulusoy gibi isimler bunları paylaşmak zorundalar. Onlar benim hocalarım. Kendimi şanslı hissediyorum çünkü tiyatro eğitimimi Kürt tiyatrosunun hocalarından aldım. Bu benim için özgün bir yol bulmama yardımcı olabilir. Yaşadıklarını, edindikleri birikimi saklayamazlar, bunları bir yayına dönüştürmeliler. Birilerinin gelip onlara bir şeyler sormasını bekliyorlarsa şimdiye kadar bunun olmadığını görmüşlerdir herhalde. Kürt tiyatrosu adına sürdürdükleri bu inadı donatmaya devam etmek zorundalar. Yoksa egosu yüksek bir genç gelir sizi unutur ve bu işin sahibi olur. * Dünya tiyatrosundan örnekleri Kürtçe’ye çevirip sahnelemek sizin için ne kadar önemlidir? - Çevirilere karşı olduğum görüntüsü çıkmasın ortaya. Benim için çeviri önceliği olmayan bir şeydir. Mesela biz üretimlerle ilgili şöyle düşünüyoruz. Kollara ayırmayı düşünüyoruz. Bir kolda özgün ve modern metinler, bir kolda çeviriler ya da çeviri uyarlamaları, bir kolda geleneksel türler başka bir kolda ise her mekânda oynayabileceğimiz değişik türlerde yarım saatlik-bir saatlik sahne denemeleri yapmayı planlıyoruz. Artı çeviriler konusunda çevirmenlere ve yayıncılara iş düşüyor. Bir defa ben sahneyi tanımayan, sahneyi solumamış bir çevirmenin bir tiyatro metnini çevirmesini doğru bulmuyorum. Bu tıpkı şair olmayıp da şiir çevirmek gibi bir şeydir bence. Bence bir dramaturg bile sahnede yaşamalıdır. İkinci bir konu biz Kürtler matematiği, bilimi, sanatı, siyaseti hep Türkçe okuduk ve okuyoruz. Bazı temel tiyatro eğitimine dair dili ağır olmayan kitaplar var. Bunlar çevrilebilir. Mesela Stanislavsky’nin “Bir Karakter Yaratmak” ve “Bir Aktör Hazırlanıyor” kitapları çevrilebilir. Yeni yetişecek oyuncular bunları Kürtçe okumalıdır. Bunlar Kürt sanatçılarının entelektüel bir dille kendilerini ifade etmesine de yarayacaktır diye düşünüyorum. * Kürt tiyatro grupları arasındaki iletişimsizlikler, yaşadığınız sorunlar v.s genel olarak Kürt tiyatrosu nasıl bir araya gelmeli ve ne yapmalı? - Bir de Kürt siyasetinin ve yöneticilerinin sanata ve sanatçıya yaklaşımlarını, tavırlarını tekrar gözden geçirmelerini umut ediyorum. Siyaset sanat ilişkisinde çok komik ve trajik şeyler yaşadığımızı görüyorum ve bende yaşıyorum. Çok basit ama bir başkanımızı bir oyuna davet etmeye gidiyorsun ve öyle sıradan bir yaklaşımla karşılaşıyorsun ki kendini bir an seyyar satıcı gibi hissediyorsun. Ancak bütün zorluklara, bütün olanaksızlıklara, ekonomik krize, devletin samimiyetsiz açılımlarına, siyasetin kültür-sanat politikasızlığına rağmen tiyatroda ısrar edeceğiz. Kürt tiyatro grupları arasında bir birlik kurmanın yollarını aramalıyız. Bence bunun için hemen bir platform oluşturma fikri bence aceleci bir yaklaşım olur. Öncelikle bu işi yapan insanların birbirini beğenmese de sevmese de birbirlerini takip etmeleri gerekir. Ve bu yolla bir ilişki ağı kurmak gerekir. Eleştiriden kimse ölmez. Kimse kırılmasın dökülmesin diye hiçbir oyuna dair bir eleştiri yapılamıyor. Birbirimizi kırmayalım diye Kürt tiyatrosunun sakat doğmasına sebep olabiliriz. Tabi her eleştiri üretimi üretirken ki gösterdiği estetik derecesinde olur herhalde. Bu birlik meselesine MKM’deki tiyatrocu arkadaşlar ön ayak olabilir. Düşünüyorum, desem ki başka bir grup ön ayak olsun, ancak biliyorum ki bir problem çıkacak. MKM’deki arkadaşların önayak olması daha rahat gelişmesini sağlayabilir. * Reşê Şevê(Karabasan)'den biraz söz eder misiniz? Nasıl çıktı ve tür zorluklar yaşadınız? - Oyun, grubun da kurucularından olan Berfin Zenderlioğlu’yla yaptığımız tartışmalar süresinde önce bir fikir erginliğine kavuştu. Yani biz “nasıl bir tiyatro”yu tartışırken aslında oyunu da fark etmeden tartışıyorduk. Neydi bu tartışmalar? Öncelikle yaşadığımız geçmiş deneyimlerimiz vardı. Bu deneyimlerden doğru sonuçlar çıkarıp yeni deneyimler edinmek zorundaydık. Konumuz öncelikle insandı. İnsanın kuşatılmışlığından, sıkışmışlığından, sistemlerin ve teknolojinin gün geçtikçe daha fazla nasıl insanı esareti altına aldığından yola çıktık ve gördük ki bu kuşatmayı, esareti eril bir zihniyet yapıyor. Bu eril yapıyı kendi geleneksel kültürümüzde aradığımızda ise “Reşê Şevê” diye adlandırılan “Öcü”yle karşılaştık. Kürtlerde özellikle çocuklarda bir sindirme yaratmak için ailelerin kullandığı, Türkçede “Öcü geldi öcü” ye tekabül eden ve bir baskı aracına dönüşmüş, mitolojik bir öğedir Reşê Şevê. Dedik ki bu hayatta en fazla baskıyı kadın yaşıyor, öyleyse bu eril kurguya dişil bir hikâye kurmalıyız. Ve başladık bilinçaltımızı yoklamaya, sahnede özellikle Berfin’in duygularından ve bilinçaltından faydalanmaya çalıştık. Bu süreçte doğaçladığımızı yazdık, yazdığımızı doğaçladık. Oyunun dramaturgi ve rejisi de bu sürece paralel gelişti. Bizim karar verdiğimiz sahnelerin benzerlerini ertesi gün ya gazetelerden okuduk, ya sokakta gördük, ya da arkadaşlarımızın benzer hikâyelere tanık olduğunu duyduk. * Oyun neyi anlatıyor? - Hikâye şöyle. Gulizer diye bir karakterimiz var ve çöpten kâğıt toplayarak hayatını sürdürüyor. Geçmişi, yaşadığı feodal zorunluluklar, toplumsal baskılar ruhsal olarak yıpratmış onu. Oyunda keskin geçişlerle bazı sanrılar yaşıyor ve bu sanrılarda aslında onun hayatına girmiş bütün erkeklerle bir hesaplaşmaya gidiyor. Bu erkekler babası, kocası ve yakınındaki başka insanlardan oluşuyor. Bir taraftan geleneksel olan Kürt feodal yapıyı sorgularken diğer taraftan sürekli sahnede karanlık bir gölge gibi dolaşan ve oyunun finaline doğru kendini eril bir kaos olarak tanımlayan erkek-Reşê Şevê imgesiyle de globalleşmiş erkek zihniyetini, kadını kuklalaştırmış ve bunu sürdürmeye devam etmek isteyen erkek zihniyetini sorguluyor. Bu durum bu oyunun bir kadın oyunu, kadınların izlemesi gereken bir oyun algısı yaratabilir. Ancak bu oyun aslında daha çok erkeklerin izlemesi gereken bir oyundur. Tabi biz böyle bir kıstas koymak istemiyoruz. Bu oyunu on yedi yaş üzeri herkes izlemelidir. Bu oyun DestAR-Theatre’ın ilk perdelik ürünü olması vesilesiyle bizim için önemliydi. Birçok insan emek gösterdi bu süre içerisinde. Emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Bence olanaksızlıklar üretimin önünde engel değildir, sadece zaman çalar senden. Büyük paralarla insanı değil sadece zamanın küçücük bir parçasını alabilirseniz büyüksünüzdür. 3 Nisanda Oyunun prömiyerini yaptık ve çok olumlu eleştiriler aldık. 11 Nisanda Bilgi Üniversitesi Kültür Düşünce Topluluğu Kulübü tarafından organize edilen bir gösteri yaptık. 28 Nisanda Ankara Ekin Sanat Tiyatrosu’nda bir gösterimiz oldu ve 30 Nisanda ODTÜ tiyatro şenliklerinde gösterildi. 9 Mayısta ise Yeditepe Üniversitesinde bir gösterim olacak. NOT: HABERİ KOPYALAMAK VEYA YENİDEN YAYINLAMAK YASAKTIR ANF NEWS AGENCY |
||||||||||||||||
|
|
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Kürt Basın Tarihi | Serkeft | Genel Kültür | 0 | 05-06-2008 06:04 PM |
| KÜrt GazetecİlİĞİnİn 120 Yildir SÜren DİrenİŞ ÖykÜsÜ | awci | Tarih | 0 | 04-25-2008 07:46 PM |
| Batı Literatüründe Kürt Kadını | Dijvar | Genel Kültür | 1 | 03-09-2008 05:11 PM |
| 218 tane Özgün ve Türkü mp3 | Rockurd | Türkçe Karma Ve Tek Şarkılar | 9 | 01-15-2008 07:02 PM |
| Nilüfer Akbal | KarayeL | Sanatçı Tanıtımları | 2 | 12-28-2007 05:09 PM |
Bir Forum sitesi olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk yazan kullanıcılara
aittir.
Ayrıca albümlerinin sitemizde yayınlanmasını istemeyen kürt sanatçılarımız isteklerini mail adresimize bildirmesi yeterlidir.
Yinede sitemiz ile ilgili bir sorununuz var ise;
Lütfen,
xerib.com@gmail.com 'a
bildiriniz.
Mesajınız en kısa sürede incelenip, gereken müdahale yapılacaktır.